|
aşk ve terkediliş.. (devamı) |
Gökyüzümün Diğer Sahibine…
( Önceleri karanlık bir kutuda yaşardım…)
Kutuda bir aşağı bir yukarı telaşla yürüdüğüm günlerden biriydi.
Kalabalıkta bir ışık huzmesi gördüm duraksadım...
Sonra ki zamanlar güneşle kutunun içinde yaşıyordum.
Gözlerim güneşe alışık değildi. O hemen elimden tuttu. Gökyüzüne çıktık.
Gökyüzü hep gitmek istediğim yer… Gökyüzünün mavisi oydu. Ruhunda tek bir delik bile yoktu.
Bir mavi ışığın muhteşem yansımasını görüyordum gözlerinin en dibinde. Zaman; zaman
okyanus olurdu o mavi; bir nefeste dalıp çıkardım oradan gökyüzüne… Kulağıma eğir
konuşurdu zaman , zaman…
(Kadın sensin…
Adam benim…)
Bundan şüphe duymadım hiç. Benim yaralarım vardı, o da biliyordu. Hiç canımı yakmadı…
Bir buhara dokunur gibi dokunuyordu bana ; artık yaralarım da kanamıyordu. Sakindim fakat
zaman, zaman su damlatıyordu odam. O zaman hala bir kutuda yaşadığımı anımsıyordum.
Sessiz sessiz bende damlatır olmuştum gözyaşlarımı. Bir miktar çocukluğum eksikti
hissediyordum. Gidip çocukluğumdan bir ısırık alacak; sonra kendi ellerimle parçalıyacaktıım
kutuyu… Bunu da ancak tek başına yapabilirdim. Çocukluğuma ait bir lunapark rüyasından bir
atlıkarınca ordusuyla geri döndüğümde onu kendi ışığımla besleyecektim onu.
Yola Çıkmadan Önce (gökyüzüme sahip adama not bırakmak istedim)…
Kum saatini çevirdik. O kadar hızlı akıyor ki… Evde unutuklarımı alıp, geri döneceğim.
Sana bir gülümsemeyle kendimi geri getireceğim. Güzel bir melodi olacak ve de güzel bir ışık.
O zaman gerçekten güzel bir zaman dilimi olacak. Kapıda hep gidemediğin yerde olacağım.
Ve de öykümüzü anlatırken şimdiki zamanının eklerinden kullanmaya devam edeceğim…
Aşk!
Bir kalbin içinde ağlıyor
Aşk!
Sızım sızım sızlatıyor
Ellerinden kaçılmıyor
Virane ettin bıraktın
Aşk!
Bir deli kurşun misali zulmetti bana bu gönlün
Yıkılmıştanda virane ettin bunun sebebi sendin
Unutmalı artık bir anlamı yok
Sevmeyi bilmeyen birini anlamak ne zor
Sensizliği kabul eden bir kalpte mutlu olamazsın
Bu katlanılmaz gururlarla sende başa çıkamazsın
Giden o olsun,terkedende
Artık zaman hakikatle yüzleşmekte
Aşk!
Bir kalbin içinde ağlıyor
Aşk!
Sızım sızım sızlatıyor
Ellerinden kaçılmıyor
Virane ettin bıraktın
Aşk!
Bende aynı duygularla geldim geçtim bu yollardan
Aşkın her katı halini yaşadım gördüm inan
Şimdi zamanla geçer desem de avunmayacak yüreğim
Ne kadar lanet etse de kalbim dinlemeyeceksin
Bu deli gönlüm
Neler neler uğrunda harcadı her gün bir an yılmadan
Unut demek olmaz laf anlamaz bu kalp
Bu aşkın içinde ne emekler saklıdır
Aşk!
Bir kalbin içinde ağlıyor
Aşk!
Sızım sızım sızlatıyor
Ellerinden kaçılmıyor
Virane ettin bıraktın
Aşk!
akşamın
sonrası baktığıyla suçlandığı yere kurayazdı yuvasını
yine de yazgısı ertelenmiş tembel kalp de
bilir hatalarını hatırlayan delikanlıların girdaplarıyla
gidip geldiği dolaplarda düşürülmüştür çocuk çığlıkları
ile konuşan bir adamın yeminidir çünkü duyduğu
hisler ne anlatabilir ki ağzını midye kesen ü harfi
bilakis en hüzünlü bataklıktır, mesela pişmanlık huyları
inildiğinde içeri ve çıkıldığında fazla dışarı
o kanlı baraka: aşağıya doğruki tepeler
in doruklarına uzanan barut tarlaları
özlemişlerdir korkuluklarını ve konuklarını
lacivert matem giysileri içersindeki akşamın
sonrası
akşamın
sonrası akladığıyla suçlandığı yere ağlayayazdı acısını
yine de ümidi ertelenmiş tembel kalp de
bilir hatalarını hazırlayan delikanlıların gizli arzularıyla
gidip geldiği vakumlarda düşürülmüştür eşkıya çığlıkları
ve eşkıya çığlığı ki
aklar bir ölü gibi haklı macerasını
Küçük İskender
Tarz
gece ile haplandık
zarara gidiyoruz topyekun
çile koyduk dudaklarımızın adını
fırsat bildik vücuda gelişimizi
ne fısıldasak kardı
meleklerin tebessümü imiş feza
sınıflanmadık
teşekküre geçerken tüm serseri aşklarımız
omurgalarımıza döşenmiş elektrik kablolarıyla,
biraz hayata sinirlendik
hayli öfkelendik tarihe hayırlısıyla,
ölmemek için mücadele dersinde
şeytani ruhtan kopya çektik
meleklerin göğüs uçlarıymış ay'la dünya
bilemezdik
yeryüzündeki acılardan utanıyorduk
henüz göğe bakmadık!
Küçük İskender
bir ben miyim perişan
gecenin karanlığında
yosun tuttu gözlerim
yalnızlar rıhtımında
bütün gece ağladım
dalgalar kucağında
yosun tuttu gözlerim
yalnızlar rıhtımında
bir beni mi unuttular
uçup gitti martılar
gecelerden ben ve deniz
yalnızlar rıhtımında
yalnızlıgım yaşamak zorunda oldugum beraberlğimsn yalnızlıgı tek bilebildgm sen benim vazgeçilmezimsn...
Anlayamazsın sana ne duyduğumu
Göklere açıp elimi ne konuştuğumu
Anlayamazsın sana ne duyduğumu
Göklere açıp elimi ne konuştuğumu
Madem seviyorsun
Kime gidiyorsun ahh....
Ve bunu biliyorsun
Ki sen her defasında
Böyle yapınca
Kendi elinle beni kaybettin
Yok sen yorulma onlar sorunca
Anlat utanma neyi mahvettin
Anlayamazsın sana ne duyduğumu
Göklere açıp elimi ne konuştuğumu
Madem seviyorsun kime gidiyorsun
Ve bunu biliyorsun aah
Ki sen her defasında
Böyle yapınca kendi elinle
Beni kaybettin
Yok sen yorulma
Onlar sorunca anlat utanma
Neyi mahvettin
Ben senin en çok sesini sevdim
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili
Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak
Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil
Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman
Ben senin en çok davranışlarını sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini
Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini
Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...
BEN SENİ SEVDİM Mİ
Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini
Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu
Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim
Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim bozbulanık gençliğimde
Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim, ya sen beni?
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
BİRDE BEN GELEYİM DEDİM...
• 6/12/2006 - Kim Özlerdi - Can Yücel
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde "onca ayrılığın birinci dereceden failidir" denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!